istanbul Psikolog

İnsan Doğası Ve Psikoloji

 Ahmet küçük bir bölge olan İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı olan Şirince köyünde yaşamaktadır. Küçük bir köyde, küçük bir kasabada yaşayan Ahmet çevresindekilere karşı oldukça duyarlı, paylaşımcı, güler yüzlü bir tavır içerisindedir. Aile ilişkilerine önem verir, hayatını idame ettirebilmesi adına gün boyu bağ ve bahçe işleri ile uğraşarak hareket eder, enerji harcar, güneş enerjisinden faydalanmaktadır. Sabah gün doğmadan kalkar ve işlerine koyulur, hayvanlarını besler, bahçe ile uğraşır. Ahmet bunları yaparken karısı dün geceden mayalanmaya bıraktığı tahıl ekmeğini taş fırında pişirmeye başlar, kahvaltı için tarlaya gidip domatesleri ve biberleri toplar. Kendi hayvanlarından elde ettikleri sütü, peyniri, tereyağını sofraya koyar. Bahçeden topladığı çileklerle yaptığı çilek reçelini de sofrasına koyar ve eşi gelir. Ekmeğin kokusunu alan yan komşu da sofraya davet edilir. Birlikte sabah kahvaltılarını yaparken muhabbet ederler, duygularını paylaşırlar, gün boyunca yapacakları işleri konuşurlar. Tarım, hayvancılık, bağ , bahçe ileri oldukça yorucudur, fiziksel olarak insana ağır gelebilir, disiplin gerektirir, titizlik gerektirir. Köy hayatı meşakkatlidir bazen elektirik yoktur bazen su... Ama sahte gülümsemeler de yoktur sahte dostluklar hiç yoktur.

Ali ise İstanbul’da yaşamakta Leventteki bir iş merkezinde çalışmaktadır. Evi ile işi arasında epeyce bir mesafe vardır. Mesaisi 9 da başlasa da Ali işe geç kalmamak için 7’de evden çıkmakta ve anca yetişmektedir. Sabah trafiğine yakalanmadığı günler Ali için şükür sebebidir. Kahvaltı demek Ali için sadece Pazar günü olan sosyal bir ‘aktivite’ dir. İş yerindeki rekabet ortamından ötürü Ali kendini anti-depresanlar ile yatıştırmaya çalışır. Masasına oturur oturmaz ilk yaptığı şey önce sosyal medyaya bir göz atmaktır. Facebook’ta eski kız arkadaşının yeni bir sevgili edindiğini gören Ali’nin bütün keyfi kaçmıştır. Akşam için arkadaşlarıyla eğlenmeye gider. Fazla alkol aldığından ötürü araba kullanamayacak haldedir, evine gidememiş ve o geceyi arkadaşında geçirmiştir. Sabah uyandığında saat 9’u göstermektedir. Ali iş yerine gittiği vakitte patronundan büyük bir fırça yemiş ve bütün günü ayılmaya çalışarak geçmiştir.

Ali ve Ahmet örneği üzerinden girmek isterim konuya… İkisi de aynı yaşta aynı coğrafyada yaşayan, çalışan, sevgiyle beslenen, güven duymak isteyen, emek veren, para kazanan iki insan… İkisi de hayatın akışıyla ilerliyor, zorluklarla karşılaşıyor ve üstesinden gelip yaşamaya devam ediyorlar. Sevenleri çok olduğu gibi sevmeyenleri de çok… Sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyorlar ve her insan gibi gün içerisinde çok fazla stres kaynağına maruz kalıyorlar. Hayat ikisi için de bir şekilde akıp gidiyor, gidiyor ama…

İnsanoğlunun doğası gereği ağaçla, yeşille, toprakla, doğadaki canlılarla bir arada olmalı, temiz havayı solumalı, insancıl dürtülerini kullanmalı, duygularını paylaşmalı, yardımlaşmalı, dinlemeli, dinlenmeli, doğal ve zamanında sebze ve meyve tüketmelidir… Organik yaşamın bir parçası olan insan dalından kopardığı meyveyle mutlu olan, besleyip büyüttüğü hayvandan besin elde edip tükettiği zaman, her sabah uyandığında kulağında horozların, kuşların, civcivlerin sesini duymaya ihtiyacı olan, gün boyu yeşile doyması oksijeni içine çekmeli, hırsın, zamanın, acelenin, kaygının esiri haline gelmemelidir.

Ali uyandığı andan itibaren eline bir telefonu almasıyla tüm arkadaşlarının o an neler yaptığını,ne yediğini ne içtiğini,kimlerle olduğunu görebiliyor. Gündemle alakalı iyi ya da kötü haberleri anında alıyor ve üzerine düşünmeye başlıyor. Bir yandan şehir hayatının yoğun temposu ile uğraşırken bir yandan geçimini sağladığı mesleğini ve kalabalık çevresi ile olan iletişimini dengede tutmaya çalışıyor.Bütün gün kapalı alanda saatlerce masa başına oturarak bilgisayarında işlerini tamamlıyor.Ahmet ise hayatında daha az insanla daha sakin,telaşsız,zaman ve performans kaygısı taşımadan güne başlıyor.Sabah erkenden uyanıp kendini doğaya bırakıyor, toprağa dokunuyor,sağlıklı besleniyor,hayvanları ile ilgileniyor.Hayat daha ucuz, AVM’ lerden uzak, marketlerden uzak,araba,benzin masraflarından çok uzakta yaşıyor. Kim ne yapmış, o gün nereye gitmiş, kimlerle eğlenmiş,hangi takımı giyinmiş umrunda bile değil. Ne internet ne akıllı telefon… Akşamları evine gidip oturduğu zaman ailesiyle,komşularıyla sohbet ediyor, paylaşıyor.

Psikoloji insanlığın ilk gününden beri insanda var olan bir kavram. Ama öyle ama böyle...Her çağda her ülkede,her yaşta,her cinsiyette psikolojik rahatsızlıklar oluşabilmekteydi. Ancak özellikle son 50 yıldır teknolojinin gelişmesiyle, şehir hayatının yerleşmesi ile, ekonomi ilerledikçe insanoğlu kendini hızlı bir hayatın içinde buldu. Rekabetin, kıskançlığın arttığı zamanın yetmediği bu çağın insanları baş edebileceği stres faktörleri çoğaldıkça artık bunlarla baş edemez hale geldi. Strest çoğaldıkça da sağlık elden gitti,hem fiziksel hem ruhsal olarak bireyler daha hassas ve çabuk yıpranır oldular.Sağlıksız yiyecekler,düzensiz uykular,alkol kullanımı,trafik stresi bindikçe bindi omuzlara ve yük gittikçe birikti.

Ne zaman ki ağır gelirse bu şehir hayatı, kişi alıp başını kafa dinleyebileceği sakin,sessiz,huzurlu,yemyeşil bir yere gitmek ister. İhtiyacı olan budur çünkü. Samimiyet, huzur, sakinlik… O kadar da zor değil,şehir hayatının,teknolojinin,sağlıksız yaşamın esiri olmayın.Kendi canınızın kıymetini bilmek zorundasınız,bu dünyaya yalnızca bir defa gelme hakkınız var.Bedeninize ve ruhunuza iyi bakın!

Uzm.Klinik Psikolog Sinem ÖZER