istanbul Psikolog

Kuşakların Çatışması

Kuşak tanımını TDK: “ Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu, yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon” olarak açıklamaktadır. Aynı kuşağı paylaşan kişiler içinde bulundukları dönemin ekonomik koşullarından, eğitim olanaklarından, teknolojisinden etkilenmekte ve olayları algılamaları ve değerlendirmeleri, hayattan beklentileri, kişilik yapıları bir önceki kuşaktan farklılaşmaktadır. İçinde bulunduğumuz zaman aralığında farklı kuşaklar bir arada yaşamakta, dolayısıyla kuşaklar arasındaki özellikler gerek aile ve gerekse iş hayatında çatışmalara sebep olmaktadır. Kuşakların sınıflandırılması amacıyla yapılan çalışmalarda, kuşaklara has özelliklerin kültürden kültüre farklılaştığı, tarih aralıklarının da her toplum için aynı olamayacağı, ayrıca aynı kuşak bireylerinin hepsinde aynı özelliklerin bulunamayacağı kanısına varılmış olsa da özellikle iş hayatında kuşak çatışmalarının yaşandığı yadsınamaz. Şu anda bir arada yaşayan kuşaklar; Geleneksel ya da sessiz kuşak, Bebek Patlaması, X kuşağı, Y kuşağı ve Z kuşağı olarak isimlendirilmekte olup araştırmacılar Z kuşağından sonra gelecek kuşak için şimdiden “alfa kuşağı” isminden bahsetmektedirler. Bahsi geçen kuşaklardan Y kuşağı “İndigo Çocuklar”, Z kuşağı ise “Kristal Çocuklar” olarak da anılmaktadır.

Kuşakları oluşturan bireylerin o zamanın şartlarında ortaya çıkan özelliklerine kısaca bakacak olursak:Sessiz kuşak / Gelenekselciler 1925 - 1945 arasında doğmuş olanlardır. Büyükannelerimiz, büyük babalarımız bu dönemin üyeleridir. Bugün en yaşlısı 90, en genci 71 yaşındadır.  2. Dünya savaşı sırasında doğmuş olan bu kuşağın üyeleri tüm dünyadaki ekonomik bunalımdan, kıtlıktan, yokluktan, işsizlikten etkilenerek risk almaktan hoşlanmayan, tedbirli davranışlar sergileyen bireylerdir. Geleceğe yönelik endişe ve güven arayışı onları ekonomik yönden para biriktirmeye, tutumlu olmaya, gereksiz yere harcama yapmamaya yöneltmiştir. İş hayatında da denge ve güven arayışları içindedirler, bu yüzden bu dönemde özellikle devlet dairesinde çalışmak veya maaşlı bir iş sahibi olmak önemlidir. Girdikleri işte uzun süre çalışmayı tercih etmişlerdir. Kendilerine verilen görevleri sessizce kabul etmiş ve yerine getirmişlerdir. Otorite kabul ettikleri kişilere karşı son derece saygılıdırlar, kendileri de saygı beklerler. Aralarında yüksek eğitim alanlar olduğu gibi lise mezunu olmak o dönemde iyi bir eğitim olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bir kısmı hala iş hayatında üst mevkilerde çalışmaktadırlar. Teknolojiye pek uyum sağlayamamakta gerekli bilgiyi kağıttan okumayı tercih etmektedirler.

“Bebek Patlaması” kuşağı  2. Dünya Savaşının ardından 1946 – 1964 yılları arasında nüfus patlaması yaşanmıştır ve bu tarihler arasında doğanlar için kullanılmaktadır. Bu dönemde savaş bitmiş, ekonomik yönden rahatlamayla birlikte dünyada ve Türkiye’de politik, siyasi değişiklikler yaşanmıştır. Türkiye’de de dünyada olduğu gibi radyo altın çağını yaşamakta, yavaş yavaş evlere buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi girmeye başlamıştır. Teknolojik gelişim hızla ilerlemiş televizyon, elektrikli aletler evlerde kullanılmaya başlanmış, iş yerlerinde üretimi artmasını sağlamıştır. Bilgisayarlar, cep telefonları ve internet iş ve eğitim hayatında önemli rol oynamaya başlamışsa da bebek patlaması kuşağı bireylerinin büyük kısmı bu konuda zorluk yaşamaktadır.  Bu grubun en yaşlı üyesi 70, en genç üyesi 52 yaşındadır. Bu grubun üyeleri de otoriteye saygılıdır.  İş hayatında idealist, sadık, çalışkandırlar, uzun süre aynı iş yerinde çalışabilirler. Maaşlı çalışmayı tercih ederler, takım çalışmasına yatkındırlar. Bu dönemde yaşam kalitesinin yükseldiği, sağlık, tatil, güzellik ve bakım harcamalarının arttığı görülmektedir. Beklentileri rahat bir emeklilik olan bireylerin çoğu emekli maaşlarıyla geçinmeye çalışmakta ve maaşlarının azlığından yakınmaktadırlar. Yüz yüze iletişimi tercih etseler de cep telefonunu da iletişim aracı olarak kullanabilirler.Eğitim açısından geleneksel kuşağın devamı gibi görebiliriz, öğretmeni otorite olarak yaşamlarında önemli bir yere koyarlar. Öğrenme tercihleri soru-cevap, geribildirim ve derse katılımdır. Sorunlarının çözümünde kendi deneyimlerinden ve daha önce sorunun başkaları tarafından nasıl çözüldüğüne göre yöntem ararlar.  Bencillik, işkoliklik, kuralcılık olumsuz özellikler olarak sayılabilir. Bazı kaynaklarda “çalışmak için yaşamak”  sözlerinin bu grubu tam olarak tanımladığı söylenmektedir.

X kuşağı 1965 – 1979 yılları arasında doğan bireylerin oluşturduğu gruptur. Bu dönem çocukları darbelere, ekonomide durgunluğa, petrol krizine, üniversitelerde sağ sol çatışmalarına, globalleşmeye, teknolojinin hızlı gelişiminin sonucu yeni icatlara ve buluşlara uyum sağlamaya çalışmışlardır. Doğdukları andan itibaren çamaşır makineleri, buzdolaplarına, radyo, kasetçalar ve pikapla karşılaşmış, 5 yaşındayken televizyonla tanışmışlardır. Bilgisayarların iş dünyasında önemli hale gelmesiyle değişen iş koşullarına  uyum sağlamışlar, teknolojiyi zorunlu oldukları için kullanmaya başlamışlar ve e bir kısmı başarıyla kullanmaktadır. Genel olarak kurallara uyumlu, çalışkan, sağduyulu bireylerdir. Kendilerine güvenirler, esnektirler, çok stresli işlerden kaçınmakta daha çok keyif alacakları işlerde çalışmayı tercih etmektedirler. Gelecek endişesi yaşamakta, maaşlı ve iş garantisi olan işler önemlidir, kendilerini bireysel emeklilik, özel sağlık sigortası gibi bazı yatırımlarla garanti altına almaya çalışmışlardır. Kadınlar da iş hayatında yer almıştır. Evliliklerde boşanmalar daha çok görülmeye başlamıştır. İletişim şekli olarak e – posta ve cep telefonlarını kullanmaktadırlar. Eğitim açısından bakarsak; öğretmen bir idol olmaktan çıkmış, kendi kendilerini okuyarak, çalışarak yetiştirmek isteyen, e – öğrenme sistemini kullanan bireylerdir. Kendilerinden ne istendiğini tam olarak bilerek ilerlemek istemekteler. Meslek seçimleri üniversite sınavından aldıkları puanla belirlenen bu nesil yaşamak için çalışmaktadırlar. Şu anda bir kısmı iş hayatında yönetici pozisyonundadır.

Y kuşağı: milenyum kuşağı, indigo çocuklar gibi farklı isimlerle de anılan bu dönem 1980 – 2000 yılları arasında doğan bireylerdir. En yaşlısı 35, en genci 16 yaşında olan Y kuşağı genellikle çekirdek ailelerde yetişmişlerdir, ilgi odağı olmaya alışmış olan bu bireylerin hayattan beklentileri de çok yüksektir.  Kabaca dörtte birinin ebeveynlerinden en az biri üniversite mezunudur, aralarında boşanmış ebeveyne sahip olanlar da neredeyse üçte bir oranındadır. Kendilerini beğenirler, kendilerine fazla güvenirler,  bireyci ve girişimcidirler. Çok çalışmaktan hoşlanmazlar ama çoğu daha iş hayatına atılır atılmaz en üst mevkiye gelmeyi hedeflemektedir. İyi eğitimli, zeki, özgürlüğüne düşkün, otoriteye karşı agresif tutum içinde olan Y kuşağı bireyleri için teknolojiyi çok iyi kullanan, sosyal medya hayranı kişiler diyebiliriz. Aşağı yukarı 5 – 6 yaşlarında bilgisayarla karşılaşmışlardır. Akıllı telefonlarla, mesajlarla, e postayla,  internetle, bilgisayar oyunlarıyla, twitter, facebook, instagram ve selfie’ile iç içe büyüyen, anında arkadaşlarıyla haberleşebilen, kendini sosyal medya sayesinde ifade edebilen bir nesil. Aynı anda birçok işi yapabilme kapasitesine sahipler. Takım çalışmasına yatkın, değişime çabuk ayak uyduran, hızlı düşünebilen, çabuk bilgi sahibi olabilen bireyler aynı hızla yaptıkları işten sıkılmaktadırlar. Eğitim yaşamlarında bir önceki nesle göre çok daha fazla sınava girdiler. İyi bir eğitim almak uğruna dershaneye gitmek, özel öğretmenden ders almak zorunda kalan Y kuşağı kendini daha ilkokul sıralarında rekabetçi bir ortam içinde bulmuştur. Bir yandan ailelerin beklentisini karşılamak, bir yandan ergenlik sorunlarıyla uğraşmak ve sınav başarısına odaklanmak bu bireylerin büyük bir kısmının sınav kaygısı hissetmelerine neden olmuştur. Gerek eğitim gerekse iş hayatında problem çözme süreçlerinde interneti kullanmayı ve beyin fırtınası yapmayı tercih ederler. Günümüzde eğitimine devam edenlerin olsun, iş hayatında çalışanların olsun en büyük sıkıntıları eğitimcilerinin ve üstlerinin kendilerini anlayamamış olmasıdır.Ülkemiz nüfusunun % 35’ ini oluşturan Y kuşağı çalışanları sıklıkla iş değiştirebilirler.  İş yaşamıyla özel yaşamlarını dengede tutmaya çalışırlar. En önemli özelliklerinden biri de hayali ürünlere, hayali projelere prim vermemek somut olanlarla ilgilenmektir. İş hayatında üstlerine sordukları soruların cevabını almak ister geçiştirilmekten hoşlanmazlar. Düşündükleri hemen ve şimdi olmalıdır. Çünkü gelecekle ilgili belirsizlik içindedirler.

Z Kuşağı 2001 yılından sonra doğanlar ve 2020 yılına kadar doğacak olanları kapsayacak bir dönemin bireyleridir.  En büyüğü 15 yaşında. Henüz iş hayatına atılmadılar, eğitimlerine devam ediyorlar. İnternet teknolojisine gözlerini açtılar. Çoğunun ailesi aşırı korumacı, sokak oyunlarıyla ilgileri yok, oyuncakları ı-pad, çoğunun akıllı telefonu var, fiziksel olarak yalnızlar, her an birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar. Sosyal gelişim onlar için bu demek. Aynı anda birçok iş yapabilme becerileri daha da gelişmiş halde.  Dikkat ve konsantrasyon sorunları yaşıyorlar. Eğitimde ezberi sevmiyorlar, oyun haline getirildiğinde daha kolay öğreniyorlar. Yaratıcılıklarını kullanabildikleri çalışmalar onlar için daha uygun görünüyor. Kendi arzuları ve hedefleri doğrultusunda bağımsız karar verip, sonuç odaklı hareket ediyorlar. Çevrelerinde olan bitenlerin farkındalar. En büyük sorunları mobil teknolojinin eğlencesinden kopup ders çalışmak gibi görünüyor.  Bu durum okulda başarılarının düşmesine neden oluyor.  İnternet bağımlılığı kavramı genellikle bu kuşak çocukları için kullanılıyor. Klasik eğitim ortamları onlar için uygun görünmüyor.  Z kuşağı çocukları araştırmayı, bilgiyi çeşitli kaynaklardan aldıktan sonra, sunum yapmayı seviyorlar.  Türkiye nüfusunun  % 18’ ini oluşturmakta olan ve daha sonra doğacakları da düşünerek bu nesil için eğitim alanında köklü değişikliklere gidilmesi şart gibi görünüyor.

Uzm. Psikolog Semra EVRİM